Ceza Davalarında Keşif Nasıl Yapılır?
Keşif, hâkim veya savcının beş duyu organı aracılığıyla yaptığı inceleme olarak doktrinde belirtilmektedir; ancak keşif Yasa’da tanımlan- mamıştır. Doktrinde ifade edilen tanımdan da anlaşılacağı üzere, keşif faaliyetinden yalnızca gayrimenkuller için icra edilen bir faaliyet olduğu yorumuna varılmamalıdır. Keşif, suç belirtilerinin tespiti, mevcut delillerin değerlendirilmesi fonksiyonunu görür. Dolayısıyla keşfin konusunu, yargılama konusu olayla ilgili cansız olan her şey oluşturur. Sıcak bir nesne, gürültülü bir ortam, sessiz bir yol, keşfin konusunu oluşturabileceği gibi şüpheli/sanığın veya tanığın doğru söyleyip söylemediği de keşif sırasında değerlendirilebilir. Yine, kovuşturma evresinde cinayette kullanılan silahın mahkeme salonuna getirilip mahkeme tarafından incelenmesi de keşif faaliyetine verilebilecek güzel bir örnektir.
CMK m. 83/1 hükmü uyarınca “Keşif, hâkim veya mahkeme veya naip hâkim ya da istinabe olunan hâkim veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır.” Dolayısıyla ancak gecikme sakınca bulunması hâlinde delilin kaybolması veya değişmesi söz konusu olacaksa ve derhal hâkim tarafından keşif olanağı bulunmuyorsa, Cumhuriyet savcısı tarafından keşif yapılabilecek, aksi takdirde bu koşullar oluşmadan savcı tarafından yapılacak keşif hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca kanun yolu muhakemesinde de keşif yapılamayacağını unutmamak gerekir.
Bu bağlamda örneğin bir bölgede elektrik dağıtım hizmetlerini yürüten bir şirketin yaptığı tespitten 3 ay sonra Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak karşılıksız yararlanma suçunun işlendiğine dair evrak sunması durumunda Cumhuriyet savcısı tarafından keşif yapılabilmesine olanak yoktur. Zira artık bu durumda kanaatimizce gecikmesinde sakınca bulunan hâl ortadan kalkmıştır.
Keşif tutanağına, var olan durum ile olayın özel niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da yazılır (CMK m. 83/2).
Keşif yapılması sırasında şüpheli, sanık, mağdur ve bunların müdafii ve vekili hazır bulunabilirler (CMK m. 84/1). Ancak hükümden de anlaşılacağı üzere, belirtilen kişilere hazır bulunma yetkisi verilmiş fakat hazır bulunmamaları hâlinde keşif yapılamayacağı ifade edilmemiştir. Dolayısıyla bu kişiler hazır bulunmadan dahi keşif faaliyetinin icra edilmesinin önünde hukuki bir engel yoktur. Ayrıca eğer gerekirse bilirkişi ve tanık da keşifte hazır bulundurulmalı ve delilin müşterekliğini sağlayabilmek adına, kovuşturma evresinde duruşma salonu dışında yapılan keşiflerde Cumhuriyet savcısına da haber verilmelidir.
Tanık veya bilirkişinin duruşma sırasında hazır bulunamayacağı veya oturduğu yerin uzaklığı nedeniyle bulunmasının güç olduğu anlaşılırsa, bu tanık veya bilirkişinin dinlenmesinde de şüpheli, sanık, mağdur ve bunların müdafii ve vekili hazır bulunabilir (CMK m. 84/2).
Mağdur, şüpheli veya sanığın huzuru, tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabilecekse, o işte şüpheli veya sanığın bulunmamasına karar verilebilir (CMK m. 84/3).
Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar, işin geri bırakılmasına neden olmamak koşuluyla, işlerin yapılması gününden önce haberdar edilirler (CMK m. 84/4).
Şüpheli veya sanık tutuklu ise, hâkim veya mahkeme tarafından ancak zorunlu sayılan hâllerde keşifte hazır bulundurulmasına karar verilebilir (CMK m. 84/5).
Keşfin icrasından sonra bir keşif tutanağı düzenlenir. Tutanağa, var olan durum ile olayın özel niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da yazılır (CMK m. 83/2). Ayrıca CMK m. 209/1 hükmü nedeniyle, keşif tutanağının duruşmada okunması gerekir.