Kasten Öldürme Suçu Nedir? Unsurları Nelerdir?
Kasten Öldürme Suçunun Tipiklik Unsuru
Suçun temel şekli Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”
Kasten Öldürme Suçuyla Korunan Hukuki Değer
Kasten öldürme suçu ile korunan hukuki değer, kişinin en temel hakkı olan yaşama hakkıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bireyi temel alan düşüncesi de dikkate alındığında, Kanun’un “Özel Hükümler” başlıklı ikinci kitabının ikinci kısmı bu suçla başlar.
Kasten Öldürme Suçunun Konusu
Suçun konusunu başka bir insanın hayatı oluşturur. Bu nedenle öldürmeye yönelik fiilin ilk önce yaşayan bir insanın bedeni üzerinde icra edilmesi gerekir. İnsanın hayatının henüz başlamadığı veya sona erdiği hâllerde ise “konu bakımından mutlak elverişsizlik” nedeniyle “işlenemez suç” söz konusu olur.
İnsan hayatının ne zaman başlamış sayılacağı hususu doktrinde tartışmalı ise de bizce, Türk Medeni Kanunu’nun 28/1. maddesi kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu andan itibaren başlayacağını düzenlemektedir.
Tam doğumdan anlaşılması gereken, çocuğun ana rahminden tamamen ayrılmış olması ve bir insanda bulunması zorunlu organlara sahip olmasıdır. Sağ doğmuş olması ise anadan bağımsız olarak bir an bile yaşamış olmasıdır. Bu nedenle, bir insan ancak tamamıyla doğduğunda kendine ait, bağımsız bir yaşama kavuşacak ve bu andan itibaren öldürme suçunun konusunu oluşturabilecektir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12.03.2013 tarih ve E. 2011/17412, K. 2013/6986 sayılı kararında da; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 22 Şubat 2008 tarih ve 1169 sayılı kararında; “anestezi fişi ve diğer belgelerde sezeryan saati 22:00 olarak yazılmış iken silinerek 21:00 şeklinde düzeltilmiş ise de, bebeğin saat 21:00’de çekilen NTS raporunun fetusun kötü durumda olduğunu göstermediği, doğum sonrasında bebeğin canlı olmadığının tanımlandığı ve canlandırma işlemine de cevap vermediği, böylesi bir tabloda hi- poksinin saat 21:00 sonrasında gerçekleştiği ve sezeryan saatinin 22:00 ile uyumlu olduğu, mahkemece de doğum saatinin 22:00 olarak kabulü halinde ( nabız, tansiyon, ateş, çizelge evrakında da görüldüğü üzere ) f et ustaki hipoksinin tespitinde ve acilen doğurtulmasında ( sezeryan ) geç kalındığı cihetle doktorun eyleminin tıp kurallarına uygun olmadı- ğı”nın mütalaa olunduğu, mahkemenin de dosyadaki diğer bilgi ve belgeler ile delil tartışması sonucunda sanığın hastaya geç müdahale ederek ceninin amnion sıvısını yemesi sebebiyle asfiksi sonucu ölmesine neden olduğunun kabul edildiği anlaşıldığı belirtilerek, bir gece önce 02:00’de başlayan doğumun normal yolla gerçekleşmemesi ve müdahalede gecikilmesi nedeniyle saat 20:30 sıralarında katılan annenin rahatsızlığının da artması sebebiyle sanığa durumun bildirildiği, başka bir deyişle doğum için gereken tıbbi müdahalede geç kalınmasının annenin sağlığını olumsuz etkilemesi dolayısıyla ihmali davranışla anneye karşı taksirle yaralama suçunun meydana geleceği, ayrıca kanunda, taksirli fiilin, “gebe bir kadının çocuğunun düşmesine” neden olmasının taksirle yaralama suçunun nitelikli şeklini oluşturacağının öngörülmesi ve anılan hükümle analık hakkı yanında fetüsün (ceninin) varlığının da korunması karşısında, suçun tamamlanması için ana rahminden çıkartılması zorunlu olmayıp, ceninin ana karnında ölümüne neden olunması fiilleri de hukuki anlamda ‘düşük’ olarak niteleneceğinden, eylemin TCK’nın 89. maddesinin 3. fıkrasının ( e ) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25.12.2008 tarih ve E. 2008/18229, K. 2008/13979 sayılı kararında da bebeğin anne karnında öldüğü, sağ olarak doğmadığı, dolayısıyla kişi sıfatını kazanamadığı anlaşıldığından, sanığın eyleminin taksirle ölüme neden olma suçunu değil, şartları bulunduğu takdirde başka bir suçu oluşturabileceği, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği belirtilmiştir.
İnsanın, suçun konusunu oluşturmaktan çıkacağı an ise ölüm anıdır. Zira hayat, ölümle sona erer. Hukuken, ’’biyolojik ölüm” veya “beyin ölümü”nün gerçekleşmiş olması yeterli kabul edilmektedir.
Kasten Öldürme Suçunun Maddi Unsuru
Kasten Öldürme Suçunun Hareket Unsuru
Kasten öldürme suçu serbest hareketli bir suçtur. Yasal tanımda harekete ilişkin herhangi bir açıklamaya da yer verilmemiştir. Herhangi bir kişi olabilecek fail, bir insanın, hayatını yok edecek herhangi bir harekette bulunmalıdır.
Söz konusu hareket icrai olabileceği gibi ihmali de olabilir. Örneğin acıkan bebeğini emzirmesi veya ona mama vermesi gereken annenin bunları yerine getirmemesi sonucunda bebeğin ölmesi hâlinde kasten öldürme suçu ihmali davranışla işlenmiş olur.
Kasten Öldürme Suçunun ihmali davranışla işlenmesi Kanun’da ayrı bir maddede düzenlenmiştir. Buna göre: Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm netice sinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. Ancak İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
- Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
- Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,
Gerekir.
Suçun icrasında kullanılan aracın da bir önemi yoktur. Tabanca, bıçak, tekme, yumruk, zehir vb. her türlü araç kullanılmış olabilir. Yeter ki araç mutlak elverişsiz bir araç olmasın. Aksi bir durumda ise araç bakımından içlenemez suç gündeme gelir. Bu bağlamda örneğin su tabancasıyla bir kişi öldürülmeye çalışılırsa araç bakımından mutlak elverişsizlik olacağı için içlenemez suç söz konusu olur. Aracın nispi elverişsiz olması durumunda ise teşebbüs sorumluluğu mevzu bahis olur. Bu bağlamda örneğin çelik yelek giymiş birine silahla ateş edilmesi durumunda araç nispi olarak elverişsiz (yetersiz) olacağından kişinin o hareketle öldürülebilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak mağdura silahla değil de örneğin bomba ile saldırılırsa araç elverişli hâle gelecektir. İşte bu nedenle böyle bir durumda kasten öldürmeye teşebbüs oluşur.
Hareket, manevi bir hareket de olabilir. Örneğin kalp hastası olan ve gece sanrılar gören birinin öldürmesi amacıyla korkutulmasında durum böyledir. Burada önemli olan, hareket ile netice arasında nedensellik bağının kurulabiliyor olmasıdır.
Kasten Öldürme Suçunun Netice Unsuru
Kanun, suçun neticesi olarak bir insanın ölmesini belirlemiştir. Mağdurun biyolojik ölümünün ya da beyin ölümünün gerçekleşmesi hâlinde, suçun netice unsuru da gerçekleşmiş olur. Öldürme kastıyla icra hareketlerinin başlanmış ancak bitirilememiş ya da bitirilmiş ancak netice gerçekleşmemiş olduğu durumlarda ise suça teşebbüs söz konusu olur. Dolayısıyla teşebbüse müsait bir suçtur. Hareket ve netice unsurlarının arasına yer ve zaman fasılasının girebilmesi mümkündür.
Ya da ölüm neticesi, failin ölüm neticesine yönelik olmayan hareketleri sonucunda da gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda 87/4. maddede belirtilen suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli söz konusu olur.
Kasten Öldürme Suçunun Manevi Unsuru
Suçun manevi unsuru kasttır. Esasen 81. madde bir insanın kasten öldürülmesinden bahsetmekte ise de burada genel kastın yeterli olduğu, özel kast aranmadığı hususu da dikkate alındığında, metinde “kasten” ifadesinin kullanılmasına gerek yoktur. Zira 21/1. maddeye göre zaten suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Bu nedenle ölüm neticesi fail tarafından öngörülmüş ve istenmiş olmalıdır. Suç, doğrudan kastla işlenebileceği gibi olası kastla da işlenebilir. Olası kast hâlinde ise 21/2. madde gereğince failin cezasında indirime gidilir.
Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru
Bir insanın diğerini kasten öldürmesine hukuk düzeninin izin vermediği hâllerde, tipe uygun olan öldürme aynı zamanda hukuka da aykırıdır. Buna karşılık, bir insanın öldürülmesine hukukun izin verdiği hâllerde, fiil kasten öldürme bakımından tipiktir ve fakat hukuka aykırı değildir. Buna göre, kasten öldürmenin bir hukuka uygunluk nedeni kapsamında gerçekleştiği hâllerde, failin sorumluluğu yoluna gidilemeyecektir. Dolayısıyla bu suçun oluşması, öldürme fiilinin hukuka aykırı olmasına bağlıdır. Gerçekleştirilen öldürme fiili, hukuk kurallarına dayanan bir yetkinin kullanılması sonucu ortaya çıktığında, hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği için eylem suç teşkil etmeyecektir.
Örneğin, bir kişinin rehin alınması durumunda polis yaptığı operasyon sırasında rehin alan kişileri öldürdüğünde, hukuka uygunluk sebebinin varlığı nedeniyle, polisin bu davranışı suç teşkil etmeyecektir.
İnsan öldürme suçunda mağdurun rızası hariç tüm hukuka uygunluk sebepleri bulunabilir.
Kasten Öldürme Suçunun Nitelikli Hâlleri
Kanun’un 82. maddesinde düzenlenen bu hâller için hemen belirtmek gerekir ki suçun ic- rai davranışla işlenmesi hâli için geçerlidirler; 83. maddede düzenlenen ihmali davranışla işlenme hâli için geçerli değillerdir.
Kasten öldürme suçu yönünden geçerli olan ağırlaştırıcı nedenler suçun manevi unsurundan, hareketin biçiminden, kullanılan vasıtalardan, başka suçlarla olan bağlantıdan, mağdurun niteliğinden veya fail ile mağdur arasındaki ilişkiden kaynaklanır.
Nitelikli hâller şunlardan ibarettir:
- Suçun tasarlayarak işlenmesi,
- Canavarca hisle veya eziyet çektirerek işlenmesi,
- Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle işlenmesi,
- Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi,
- Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi,
- Gebe olduğu bilinen kadına karşı işlenmesi,
- Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi,
- Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla işlenmesi,
- Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle işlenmesi,
- Kan gütme saikiyle işlenmesi
- Töre saikiyle işlenmesi
- Suçun Özel Görünüş Biçimleri
- Teşebbüs
Suç, mağdurun ölümü ile birlikte tamamlanır. Kanun’un suç saydığı zararlı netice mağdurun ölmüş olmasıdır.
Hareket ile netice arasına yer ve zaman fasılası girebileceğinden, teşebbüse müsait bir suçtur. Ancak araya özellikle zaman girmiş olması bazı durumlarda nedensellik bağının tespitini zorlaştırabilir.
Hareket ihmali olsa dahi suç yine teşebbüs aşamasında kalmaya müsaittir. Böyle bir durumda, failin kendisinden beklenen hareketi yapmaması suretiyle korunan hukuksal yararın doğrudan doğruya tehlikeye düşmesi ve neticeyi önlemeye yönelik son olanağında kullanılmaması ile birlikte fail teşebbüs alanına girmiş olur.
OLASI KAST HÂLİNDE İSE SUÇ TEŞEBBÜSE MÜSAİT DEĞİLDİR.
Kasten Öldürme Suçunda İçtima
Kanun’un 43/3. maddesinde de de açıkça ifade edildiği gibi bu suçun zincirleme suç şeklinde işlenebilmesi mümkün değildir. Esasen bunun sebebi kasten öldürme suçunun zincirleme suç şeklinde işlenmeye elverişli olmaması değil, Kanun’da özel olarak belirtilmiş olmasıdır. Kaldı ki zaten bu suç zincirleme suç şeklinde işlenmeye elverişli olmasaydı yasa koyucunun bir kez de buna ilişkin yasaya özel bir hüküm koyarak vurgulamasına gerek olmazdı. Dolayısıyla aslında kasten öldürme suçu zincirleme suç şeklinde işlenmeye elverişli olmakla birlikte (Örneğin, fail aynı suç işleme kararıyla farklı zamanlarda aynı kişiye karşı öldürme girişiminde bulunur ancak mağdur ilkinde yaralanır, İkincisinde ölür), Ka- nun’daki özel hüküm nedeniyle kasten öldürme suçunda zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi mümkün değildir.
Kasten Öldürme Suçunda İştirak
Kasten öldürme suçu açısından iştirakin her türü mümkündür; ayrı bir özellik taşımamaktadır.