Mal Rejimi Nedir?
Evlilik bağı ile eşler arasında kurulan yaşam ortaklığı, bir çok konuda eşlerin birbirine karşı hak ve yükümlülüklerini de beraberinde getirir. Evliliğin kurulmasından başlayarak eşlerin ayrı ayrı veya birlikte edindikleri çeşitli malvarlığı değerleri, eşlerden birinin, diğerine ait bir malın edinilmesine, korunmasına, iyileştirilmesine yönelik yaptığı katkı; eşlerden birinin ölümü, boşanma, evliliğin iptali nedenlerinden birisiyle evliliğin sona ermesi halinde ne olacaktır? Eşlerin aile konutu olarak kullandıkları ev ve içindeki eşyalar için eşlerden biri yararına mülkiyet veya intifa hakkı tanınabilecek midir? Bu ve benzeri birçok sorunun yanıtı Medeni Kanunumuzda «Aile Hukuku» başlığını taşıyan ikinci kitabının «Evlilik Hukuku» kısmında, «Eşler Arasında Mal Rejimi» adlı dördüncü bölümünde yer almıştır.
Yeni Medeni Kanunumuzun, önceki kanunumuza (743 s. . T. K. M.) göre reform niteliğini taşıyan eşitlikçi ve çağdaş hükümlerinin en yoğun yeraldığı bölüm hangisidir sorusunun karşılığı kuşkusuz «Mal Rejimleri» bölümüdür şeklinde olacaktır. Önceki kanunumuzdaki yasal (kural) rejim olan «Mal Ayrılığı» rejimi, uygulamada çoğunlukla malların erkek elinde toplanmasına, kadınlarımızın evlilik içindeki emek ve katkılarının karşılığını alamamaları sonucunu doğurdu. Eşler arasında malvarlığı değerleri yönünden de hakkaniyete daha uygun sonucu sağlamak amacıyla yeni kanunumuz yasal (kural) mal rejimini değiştirerek, önceki kanunumuzda bulunmayan yeni bir rejimi «Edinilmiş Mallara Katılma Rejimini» yasal (kural) rejim olarak kabul etti. Medeni Kanunumuzun uygulama yönünden zorluk derecesi en fazla olan bölümlerinden biri olması onun, Önceki kanunumuzdaki yasal mal rejiminden (mal ayrılığı) daha adil bir rejim olduğu gerçeğini değiştirmez. Bazı maddelerinde rejimin çıkış noktası ve felsefesine aykırı düzenlemeler bulunsa da «Kusurlu elmas, kusursuz çakıl taşından daha iyidir» özdeyişinde olduğu gibi bu rejimin uygulamada vicdanları «Mal ayrılığı» rejimi dönemindeki kadar rahatsız etmeyeceği zaman içinde anlaşılacaktır.
“Önceki kanun döneminde de Yargıtay’ın son dönemdeki uygulamasıyla haksızlık giderilmiştir. Eşlerden birine ait bir malın edinilmesine diğer eşin katkıda bulunması halinde bu katkı oranı bulunup dava tarihine göre değeri uyarlanıyordu. Bu kadar ayrıntılı ve karışık düzenleme yapmaya ne gerek vardı?” şeklindeki eleştirilerin yerinde olmadığı mal rejimiyle ilgili hükümler incelendiğinde görülecektir. Önceki kanun döneminde Yargıtay uygulamasıyla haksız sonucun kısmen giderilmeye çalışıldığı bölüm <<edinilmiş mallara katılma rejimin» tamamının değil; olsa olsa bu rejimdeki «Değer artış payının» (md. 227) kısmen karşılığı olabilir.
Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, kanunumuza isviçre Medeni Kanunundan alınmıştır. İsviçre’de 1984 yılında yapılan bu değişiklik 4 yıllık bir hazırlık döneminden sonra yürürlüğe girmiştir. Yüzölçümü, nüfusu çok daha büyük olan ülkemizde yeterli hazırlık dönemi yaşanmadan uygulamaya başlanılması nedeniyle bazı sorunların yaşanacak olması doğal karşılanmalıdır.
Mal Rejimi İlke Kararları
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 18.01.2007 tarihinde, mal rejimiyle ilgili uygulamaya yönelik bazı ilkeler kabul etmiştir. Henüz içtihat düzeyinde «yerleşmiş», «kararlılık kazanmış» Hukuk Genel Kurulunda tartışılmış durumda olmamakla beraber; uygulayıcıya ışık tutmak amacıyla bunların önemli bazılarına aşağıda yer verilmiştir.
Mal rejimi sözleşmesi vekil aracılığıyla yapılamaz «bizzat» yapılması gerekir. Kural olarak bu sözleşmeler noterde «düzenlenme» veya «onaylama» şeklinde yapılabilir. Ancak istisnai olarak; evlenme başvurusu sırasında, hangi mal rejiminin seçildiği «yazılı» olarak bildirilebilir. (TMK. M.205)
Olağanüstü mal rejimine geçiş tarihi, buna yönelik açılan davanın tarihidir. (TMK. M.205)
Sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun bulunan eş aleyhine açılacak «olağanüstü mal rejimine geçiş» davasında (TMK m.206/5) önce davalı ehliyetsiz eş için vesayet kararı alınıp davanın vasiye yöneltilmesi gerekir. Böyle bir karar alınmadan bu davanın açılmış bulunması halinde; davacıya bu eksikliğin giderilmesi için süre verilmeli ve bu husus bekletici mesele olarak kabul edilmelidir.
Olağanüstü mal rejimine geçiş davasındaki yetki kuralı (TMK m. 207) «kesin yetki» değildir.
Mal rejimi’nin, tasfiyesi davalarında yetki:
- Mal Rejiminin, eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi nedeniyle açılacak tasfiye davasında ölenin son yerleşim yeri Aile Mahkemesi (TMK. M214/1) «kesin» yetkilidir.
- m.214/2’deki yetki (Boşanma, evliliğin iptali veya hakim tarafından mal ayrılığına geçilmesi davaları): Kesin yetki değildir.Yetki itirazında bulunulmazsa; bu husus mahkemece kendiliğinden dikkate alınmayacak. Usulüne uygun yetki itirazı bulunması halinde; boşanma, evliliğin iptali ve mal ayrılığına karar veren mahkeme yetkili kabul edilecektir. Örneğin; boşanmaya Ankara l.Aile Mahkemesi karar vermişse; mal rejimiyle ilgili davalar (Değer artış payı, artık değere katılma alacağı gibi) için de «Ankara Aile Mahkemesi» yetkili olacaktır.
Mal rejimi sona ermeden önce de eşlerden her biri, diğer eş de kalan mallarının (eşya, ziynet) iadesi için dava açabilirler.
Mal Rejiminin tasfiye tarihi; karar tarihidir. Ancak; tasfiyeye yönelik yapılan değerlendirme tarihi (Bilirkişi raporundaki değerin hesaplandığı tarih) ile karar tarihi arasında makul sayılamayacak bir süre geçmişse; Aile Mahkemesi hakimi, hesaplanan değeri «hakkaniyete uygun» miktarda artırabilecektir.
Eşlerden biri adına kayıtlı bulunan bir mal için diğer eşin «katkıda bulunduğu» iddiasıyla açtığı davada;
- Mal, hangi tarihte edinilmiş olursa olsun, davanın esasının görülebilmesi, karar verilebilmesi için, mal rejiminin sona ermesi (Boşanmaya dair kararın kesinleşmesi, eşlerden birinin ölmesi, olağanüstü mal rejimine geçme gibi) önkoşuldur.
- Mal, 1.1.2002 tarihinden Önce edinilmiş ise; önceki Medeni Kanun (‘743 sayılı kanun) dönemindeki yöntem ve hesaplama.
- Mal, 1.1.2002 tarihinden sonra edinilmiş ise; “Değer Artış Payı” (TMK: m.227) esaslarına göre inceleme yapılacaktır. Mala ait katkının bir kısmı önceki kanun dönemindeki (1.1.2002 tarihinden önce) bir kısmı yeni kanun döneminde (1.1.2002 tarihinden sonra) yapılmışsa (Örneğin kooperatif ödemeleri) Her döneme ait katkı, kendi dönemine ait ilke ve esaslara göre hesaplanacaktır.
Mal rejimi sözleşmesi yapılmasa veya mal rejimi sözleşmesinde bu yönde bir hüküm mevcut olmasa bile; eşlerden her biri adi yazılı belgede açıkladıkları iradeyle “Değer artış payından” (TMK: m.227) vazgeçebilirler. Boşanma davasında düzenlenen ve hakim tarafından onaylanan protokolde bu yönde bir hüküm mevcut ve boşanmaya dair karar kesinleş-mişse; protokoldeki bu hüküm taraflar için bağlayıcıdır. Ancak; boşanma davası reddedilmişse; tarafların «Değer Artış Payıyla » ilgili iradelerinin değişip değişmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekecektir.
Mal Rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda (Değer Artış Payı, artık değere katılma alacağı gibi) bilirkişi incelemesi yapılabilir.
Mal Rejiıninin tasfiyesi; bu yönde dava açan eşin istemiyle sınırlı olarak incelenecektir. Usulüne uygun, dava olarak ileri sürülmeyen istekler incelenmeyecektir.
Mal rejimi sona ermeden açılan tasfiye ve değer artış payı davaları için: «Dava koşulu gerçekleşmediğinden, davanın reddine» şeklinde karar verilecektir .Bu red kararı, ileride koşullar oluştuğunda (mal rejimi sona erdiğinde açılacak dava için «kesin hüküm» oluşturmayacaktır (Yazarın notu: Boşanma davasıyla birlikte istendiyse; ayrı bir esasa kaydedilip boşanma davasının sonucunun beklenmesi gerekir. Boşanmaya karar verilmesi halinde; tasfiye davasına devam olunabilir, boşanma isteği reddedilirse; bu davada, yukarıda açıklandığı gibi reddedilebilecektir.)
Katılma alacağının azaltılması veya kaldırılması nedenleri; «zina» veya «hayata kast nedeniyle boşanma» ile sınırlı olup genişletilemez.(TMK. m.236/2) (Yazarın notu: “Bu ilkenin ileride özellikle TMK. m.l63’e dayalı davaların temyize gelmesi halinde tartışılacağı ve değişebileceği kanaatindeyim.)
Artık değere katılmada, mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir. Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.”(TMK. m.237) Bu maddenin 2.fıkrasmdaki ifade: Böyle bir anlaşma yapıldıysa geçerlidir. Ancak “tenkis davasına konu olabilir” şeklinde yorumlanmıştır.
Katılma alacağı yönünden faizin başlangıcı tasfiyeye yönelik davanın karar tarihidir. (TMK. m.239/3)
Ölen eşin mirasçılarının TMK.m.240’a göre; Aile konutu ve ev eşya-ır. :çin sağ eşe mülkiyet hakkının tanınmasına yönelik istekleri ancak, dava veya karşı dava şeklinde incelenebilir.
Katılma alacağının para veya ayın şeklinde Ödenmesi (Seçimlik hak) sadece borçluya tanınan bir haktır. (TMK. m.239/1)
Tasfiye ve Değer Artış Payına yönelik davalarda dava açma süresi «on yıllık zaman aşımı» olarak kabul edilmiştir. (Mal rejimi türüne fa ikılmaksızın tüm mal rejimlerinde) sürenin başlangıcı : Mal rejiminin ama erme tarihidir.